Diyarbakır’da Kadın Edebiyatçılar ve Okuma Toplulukları

17 June 2026

Views: 5

Diyarbakır’da Kadın Edebiyatçılar ve Okuma Toplulukları

Diyarbakır, taşın belleği güçlü bir şehir. Kaldırımlarında yürürken, sur taşlarının arasında yalnızca tarihin uğultusu değil, aynı zamanda kadınların yazdığı ve okuduğu metinlerin iç sesi de duyulur. Bu ses, bazen bir şiir dinletisinde yankılanır, bazen bir apartman dairesinin salonunda yapılan mütevazı bir okuma buluşmasında. Edebiyatın kadınlar için yalnızca estetik bir uğraş değil, aynı zamanda dayanışma, görünürlük ve söz kurma pratiği olduğu bir ekosistemden söz ediyoruz. Bu yazıda, Diyarbakır’da kadın edebiyatçıların üretim ortamlarını, okuma topluluklarının çalışma biçimlerini, pratik ayrıntıları ve zorluklarıyla birlikte imkânları ele alacağım.
Şehrin edebi nabzını tutmak
Kentte kültür etkinlikleri dalgalı bir seyir izler. Bir ay boyunca neredeyse her hafta sonu şiir buluşmaları, yazar söyleşileri ve atölyeler yapılır, ardından görünürlük birkaç hafta sönükleşebilir. Bu düzensizlik, kentin sosyoekonomik ritmiyle, mekansal dönüşümleriyle ve kamu etkinlik izinleriyle yakından ilişkilidir. Kadın odaklı okuma ve yazma inisiyatifleri ise bu iniş çıkışı yumuşatır, küçük ama düzenli halkalar kurarak süreklilik sağlar.

Bu halkaların tipik profili şöyle: 8 ile 20 kişi arasında değişen katılımcı sayısı, yarısından fazlası üniversite öğrencisi veya yeni mezunlar, kalanları farklı mesleklerden. Katılımcıların bir kısmı ilk kez düzenli okuma pratiği kazanır, bir kısmıysa yıllardır okuyan ancak birlikte düşünmenin hızlandırıcı etkisini arayan kişilerden oluşur. Mekanlar çoğu zaman şehir merkezine yakın mahallelerdeki kafe arka odaları, dernek salonları veya evlerdir. Ofis semtinde bir kitapçının üst katı, Sur içinde tarihi dokuya yakın küçük bir kültür evi, bazen de Dicle Üniversitesi yakınındaki apartmanların toplantı salonları bu buluşmalara ev sahipliği yapar.
Kadın edebiyatçıların ses haritası
Diyarbakır’da kadınların yazı ve şiirle kurduğu bağ, çokdilli bir zeminde filizlenir. Türkçe, Kürtçe ve Zazaca arasında gidip gelen metinler, dilin yalnızca iletişim aracı değil, kimliğin ve deneyimin taşıyıcısı olduğunu hatırlatır. Kentte üretilen veya kentten beslenen kadın edebiyatı, tematik olarak üç alanda yoğunlaşır:

Birincisi, mekana bağlı hafıza. Kentin dönüşümü, yıkım ve yeniden kurulum süreçleri, evin ve sokağın kadınların gözünden nasıl şekillendiğini anlatır. Bu tür metinlerde balkonlardan bakış, taş duvarların serinliği, annelerin sessiz örgüsü, çocukların saklambaç alanları gibi somut ayrıntılar, politik olanla gündeliği çarpıştırır.

İkincisi, dil ve aidiyet. Diller arası geçiş, tek bir dilde kalmanın olanaksızlaştığı hikayeleri çoğaltır. Bir şiirin bir dizesinde Kürtçe bir sözcük belirir, hemen ardından Türkçe bir imge gelir, sonra Zazaca bir ağıtın ritmine kapılırız. Yazarlar bu geçişleri süs olsun diye değil, kendilik deneyiminin gerektirdiği ölçüde kullanır.

Üçüncüsü, gündelik direniş. Görünmez emek, bakım yükü, kamusal alanda var olma mücadelesi ve eğitim hakkına erişim gibi başlıklar, şiirde kısa ve keskin, öyküde ise katmanlı ve sabırlı bir anlatımla işlenir. Kimi metinler suskunluğu bir estetik seçim gibi, kimi metinlerse konuşmayı bir sorumluluk olarak konumlar.
Okuma toplulukları nasıl örgütleniyor
Okuma topluluklarının kalbinde süreklilik ve güven var. Diyarbakır bağlamında bu iki başlık, toplantı ritmini ve kural setini tayin ediyor. Çoğu grup iki haftada bir toplanmayı tercih ediyor. Haftalık ritim, özellikle çalışan katılımcılar için zorlayıcı olabiliyor, aylık ritim ise bağın gevşemesine yol açabiliyor. İki haftalık döngü, metni sindirmek ve yaşamın temposuna eşlik etmek için iyi bir denge sunuyor. Toplantı süresi genellikle 90 ila 120 dakika. İlk 10 dakika gündem, son 20 dakika da bir sonraki buluşmanın planlamasına ayrılıyor.

Seçilen kitaplar ve metinler bakımından, tematik diziler verimli. Mesela üç buluşma boyunca göç teması işleniyor, sonra hafıza ve mekana geçiliyor. Bu yaklaşım, katılımcıların kavramsal bir kavrayış geliştirmesini, birbirini çağrıştıran metinler arasında köprü kurmasını sağlar. Şiir ve öyküyü dönüşümlü okumak, ciddi bir denge yaratır. Şiir, dili bileyleyen bir alan, öykü ise öykü anlatma kaslarını güçlendirir.

Toplulukların iç işleyişinde rotasyon da önemlidir. Moderasyonun her buluşmada farklı bir katılımcıda olması, hiyerarşiyi yumuşatır. Bunun yanında, not tutma ve kaynak paylaşma sorumluluklarını üstlenecek iki sabit kişi belirlemek, devamlılığı güvenceye alır. Katılım kurallarının esnek ama açık şekilde yazılı hale getirilmesi, grup içi beklentileri netleştirir. Özellikle yeni katılanlar için, ilk toplantıda kendilerini tanıtmaları, okuma tercihlerini ve hassasiyetlerini paylaşmaları davet edilir.
Bir toplantının anatomisi
Diyelim ki tema, dil ve aidiyet. Buluşma önce kısa bir turla başlar, herkes metni nerede okuduğunu ve okurken hangi duygunun baskın olduğunu birer cümleyle paylaşır. Bu küçük ayrıntı, metnin mekansal deneyimini yüzeye çıkarır. Sonra moderatör, metnin temel izleğini özetlemek yerine, herkesi tartışmaya açacak iki veya üç soruyla ilerler. Soru biçimi belirleyicidir. Kapanımsız sorular, örneğin “metindeki suskunluklar nasıl konuşuyor?” ya da “hangi kelimeler elinizde ağırlık yaptı?” gibi girişler, tartışmayı açar.

Not tutucu, konuşulan başlıkları kavramsal şemsiyeler altında toplar: hafıza, dil, mekansal deneyim, şiddet, mizah gibi. Tartışma sonunda bu başlıklar doğrultusunda, bir sonraki okumaya küçük bir görev verilir. Örneğin katılımcılardan, bir sonraki metinde not düşmek üzere üç sözcüklük bir kişisel sözlük oluşturmaları istenir. Bu tür mikro ödevler, bireysel okuma derinliğini artırır ve biriktikçe kişisel bir arşive dönüşür.
Çokdillilikle okuma, çevrimiçi ve yüz yüze dengesi
Diyarbakır’daki topluluklar sıklıkla iki kanalı birlikte yürütür. Yüz yüze buluşmaların sıcaklığı ve tesir gücü, çevrimiçi oturumların erişilebilirliğiyle tamamlanır. Özellikle şehir dışına taşınan veya geçici süreliğine seyahatte olan katılımcılar için çevrimiçi bağlantı açmak, devamlılığı korur. Teknik olarak, bir akıllı telefon standı ve sessiz bir köşe çoğu zaman yeterlidir. İnternet bağlantısının dalgalı olduğu bölgelerde, toplantıdan önce 5 dakikalık bir bağlantı testi yapmak, kesinti riskini azaltır.

Çokdillilik kapasite gerektirir. Metinlerin birden fazla dilde kopyalarını bulmak her zaman kolay değildir. Bu noktada topluluk içi paylaşım ve telif hassasiyeti arasında bir denge kurmak gerekir. Açık kaynaklı veya serbest erişimli metinler tercih edilir, telifli çalışmalar için ise kitap alım havuzu oluşturulabilir. Bir toplulukta, katılımcıların belli bir yüzdesinin aynı dili ana dil olarak konuşması durumunda, iki dilde oturumlar dönüşümlü ilerletilir. Örneğin bir hafta Türkçe metin, iki hafta sonra Kürtçe bir derleme. Dil bariyerini aşmak için, her oturumdan önce 15 dakikalık bir kavram eşleştirme yapılması iyi sonuç verir. Zorlayıcı kavramlar için küçük bir terimler sözlüğü, yeni gelenler için edinimi hızlandırır.
Sürdürülebilirlik: finansman, mekân ve emek
Toplulukların sürdürülebilirliği çoğunlukla üç sütun üzerinde yükselir: mekân erişimi, kitap ve ikram bütçesi, görünmeyen emek. Mekân için iki farklı model yaygın. Birincisi, sabit bir kafe ya da kitabevi ile belirli saatlerde rezervasyon anlaşması. Bu model, düzenli bir rutini garanti eder ancak ticari yoğun dönemlerde aksayabilir. İkincisi, dönüşümlü ev buluşmaları. Bu modelin sıcaklığı ve maliyet avantajı vardır fakat ev sahipliği yükünü dağıtmak gerekir.

Kitap alımlarında küçük bağış havuzları oluşturmak etkili. Katılımcılar, bütçelerine göre sembolik katkılar yapar. Aylık toplam 300 ile 800 TL arası bir havuz, 2 ya da 3 kitabı döndürmeye yetecektir. İkramlar için getir-götür usulü, kimse üzerindeki yükü tek başına taşımadan sofrayı kurar. Görünmeyen emek söz konusu olduğunda, programlama, duyuru, moderasyon, not tutma ve arşivleme gibi işlerin ayrı kişilerce üstlenilmesi tükenmeyi önler. Üç ayda bir küçük bir geri bildirim oturumu yapmak, iş bölümü ve ritim üzerine ayar şansı verir.
Güvenli ve kapsayıcı bir alan inşa etmek
Kadın odaklı bir okuma topluluğu, yalnızca iyi seçilmiş metinlerden değil, güvenli bir çerçeveden güç alır. İlkeler yalın, somut ve ölçülebilir olmalıdır. Gizlilik esası, rızaya dayalı paylaşım ve söz hakkının dengeli dağıtımı temel taşlardır. Diyarbakır özelinde, farklı kimlik ve dillerin bir arada olduğu gruplarda kültürel hassasiyet eğitimi kısa bir modül halinde uygulanır. Bu bir eğitim programı gibi değil, 20 dakikalık farkındalık konuşması şeklinde ele alınır. Toplantıya katılamayanların dışarıda kalmış hissetmemesi için, notların ve okuma listesinin kapalı bir iletişim grubunda paylaşılması önemlidir.

Ayrıca mekânsal güvenlik pratikleri de göz ardı edilmemelidir. Geç saatte biten oturumlarda birlikte dönüş planı yapılır, ilk kez gelecek katılımcılar için açık adres yerine buluşma noktası paylaşılır, mekâna birlikte gidilir. Bu basit adımlar, katılım eşiğini düşürür ve sürekliliği artırır.
Kitapçılar, kütüphaneler ve yerel üretim
Şehirdeki bağımsız kitapçılar yalnızca satış noktası değil, aynı zamanda buluşma alanlarıdır. Raf düzenini iyi bilen bir esnafın önerisi, bazen internette yapılan saatlerce araştırmadan daha isabetli olabilir. Kadın edebiyatı bölümünü ayrı raflarda görünür kılmak, yeni okurlar için işaretleyici bir etki yaratır. Bir kitapçının ayda bir kadın yazarlar odaklı mini vitrini, satıştan çok sohbeti tetikler. Buralarda düzenlenen 12 ila 15 kişilik mini söyleşiler, büyük salonların resmiyetinden uzak, samimi bağlar kurar.

Kütüphaneler, özellikle genç okurlar için erişim eşiğini düşürür. Geniş saat aralığı sunan şube kütüphaneler ve üniversite kütüphanesi, okuma topluluğu öncesinde hazırlık ve sonrasında çalışma için uygun alan sağlar. Ödünç verme sürelerinin grup takvimine uydurulması ise önceden planlama gerektirir. Popüler kitaplar için bekleme listesi olduğunda, topluluk içi kitap döngüsü ile kütüphane kullanımını harmanlamak gerekir.

Yerel üretim cephesinde fanzin ve ince dergicilik dikkat çekiyor. Üç ayda bir çıkan ince bir dergi, atölyelerde üretilen metinlerin yayımlanmasına alan açabilir. Dijital PDF ile basılı kopyayı dengelemek, erişimi artırır. Baskı adedini 50 ile 150 arası tutmak çoğu zaman yeterlidir, çünkü asıl hedef dağıtımın ölçülü ve yüz yüze ilişkilerle yürümesidir.
Atölye deneyimleri: yazmayı tetikleyen küçük egzersizler
Okuma topluluklarının bir süre sonra yazmaya evrildiğini sık görürüz. Bu evrilme kendiliğinden gerçekleşmez, tetikleyici egzersizlerle desteklenir. Deneyim gösteriyor ki, oturum ortasında 7 dakikalık serbest yazma, sessiz bir yoğunlaşma sağlar. Basit bir uyaran cümlesi verilir: “Evin en sessiz köşesini anlat.” ya da “Biri adımı değiştirdi, ne yaparım?” gibi. Yedi dakika bitince isteyen üç kişi okur, geri bildirim ise yalnızca iyi işleyen unsurlar üzerinden verilir. Eleştiriyi yapılandırmak için “ne aklımda kaldı, hangi imge işledi, neresi merak uyandırdı” üçlüsü kullanılır. Bu çerçeve, başlangıç seviyesindeki yazarlarda motivasyonu korur.

Daha ileri aşamada ise metin doktorluğu oturumları yapılabilir. Katılımcılar önceden 2 ila 4 sayfalık denemelerini paylaşır, moderatör metin akışı, ses birliği ve anlatı odağı üzerinden geri bildirimli bir tur yönetir. Burada da kurallar net olmalı, eleştiri kişiye değil metne yönelmeli, ayrıca herkesin konuşma süresi dengelenmelidir.
Dijital arşiv ve erişim: küçük araçlarla büyük etki
Basit bir ortak sürücü klasörü, bir topluluğun hafızasını tutar. Toplantı notları, okuma listeleri, kavram sözlüğü ve etkinlik afişleri burada arşivlenir. Dosya isimlendirme standardı, arşiv kullanılabilirliğinin yarısıdır. Örneğin “2026-03-14Tema-DilAidiyetNotlar” gibi. Bu disiplin, altı ay sonra geriye dönüp bakıldığında toplantıların seyrini ve birikimi netleştirir. Ayrıca, her kitabın özetinin yanına 2 ila 5 cümlelik kişisel yansıma notları eklemek, topluluğun ortak bakışını zenginleştirir.

Sosyal medya, görünürlükte önemli ama her şeyi oradan yürütmek zorunda değiliz. Bazen 30 kişilik bir duyuru, 12 kişilik nitelikli katılıma dönüşür. Duyuru metinlerinde sadece tarih, saat, mekân ve tema yazmak, tartışma sorularını ise toplantıya saklamak, beklentiyi diri tutar.
Başlangıç için pratik bir yol haritası Yer ve zaman sabitle: İki haftada bir, aynı gün ve saat. Erişimi kolay, sessiz bir mekân seç. Rol dağıt: Moderatör rotasyonlu, not tutucu ve arşiv sorumlusu sabit. Tema ve dil planı yap: Üç buluşmalık tematik dizi, diller arası dönüşüm için takvim. Küçük bütçe oluştur: Kitap ve ikram için esnek bir havuz, şeffaf takip. Güvenlik ilkelerini yaz: Gizlilik, rıza, söz hakkı dengesi ve geç dönüş planı.
Bu beş adım, ilk üç ayı problemsiz atlatmak için çoğu zaman yeterlidir. Sonrasında, grup dinamiği ve ilgi alanları kendine özgü bir ritim üretir.
Metin seçerken dikkat: denge, erişim, bağlam Denge: Şiir, öykü ve deneme arasında dönüşüm. Aynı temayı farklı türlerle yoklamak. Erişim: Kütüphanede bulunan ya da uygun fiyatlı baskıları tercih etmek. Bağlam: Metnin Diyarbakır’la doğrudan bağı olmasa da, tematik bir çağrışımı olmasına dikkat etmek. Ölçek: Kısa metinlerle başlamayı ve giderek daha hacimli eserlere geçişi planlamak. Çoğulluk: Aynı yazarın iki dönemine bakmak veya iki dilde yazılmış benzer temalı metinleri art arda okumak.
Bu ölçütler, seçkilerin hem derinlikli hem katılımcı dostu olmasını sağlar. Topluluk büyüdükçe, dönemsel alt gruplar oluşturmak da mümkündür. Örneğin, şiir odaklı küçük bir grup ve anlatı odaklı başka bir grup, ayda bir ortak buluşmada buluşup izlenimlerini paylaşabilir.
Zorluklar ve çözüm yolları
Sürekliliği kıran ilk unsur, yoğun dönemlerdir. Sınav haftaları, çalışma takvimleri, şehirde mevsimsel hareketlilik. Çözüm, esnek bir katılım modelidir. Katı yoklama yerine, “katılırsan konuşuruz, katılamazsan notlarını paylaş” yaklaşımı daha sağlıklıdır. İkinci zorluk, diller arası gerilimlerdir. Çeviri kalitesi ve metnin farklı dillerdeki yankısı, zaman zaman anlaşmazlık yaratabilir. Burada metni https://sites.google.com/view/diyarbakirescortrehberi/ana-sayfa metin yapan unsurlara, yani yapı, ses, imge ve anlatı odağına dönmek, kimlik temelli gerilimleri yumuşatır.

Üçüncü zorluk, duygusal yoğunluk. Özellikle travma, kayıp ve şiddet temalı metinler okunduğunda, odada duygu yükselir. O anlar için kısa bir “aralık hakkı” tanımlamak gerekir. Bir katılımcı, “aralık” dediğinde 5 dakikalık sessiz bir mola verilir. Bu basit uygulama, güvenliği ve şefkati somutlaştırır.

Dördüncü zorluk, emek adaleti. Üst üste moderasyon yapanların tükenmemesi için, takvimi en baştan dengeli kurgulamak önemlidir. Gönüllülük güzel ama sınırları belirli olmadığı müddetçe yıpratıcıdır. Üç ayda bir gönüllülerin kısa bir devir teslim yapması, sorumlulukların tazelenmesini sağlar.
Kentle kurulan bağ: yürüyüşler, mekânsal okuma ve sözlü tarih
Okuma toplulukları yalnızca kapalı mekân etkinliği değildir. Sur içinde bir yürüyüş, Hevsel bahçelerine bakan bir noktada kısa bir şiir paylaşımı, kentin sesini metne çağırır. Mekânsal okuma, metindeki taş, gölge, su, kapı gibi imgeleri kentin gerçek dokusuyla yüzleştirir. Bu tür etkinliklerde ritmi çok uzatmamak, 60 ila 75 dakikayı aşmamak, dikkat ve katılımı diri tutar.

Sözlü tarih alıştırmaları da okuma pratiğine canlılık katar. Katılımcılardan, ailelerinden bir kadının bir anısını kaydetmeleri istenir. İzinle ve hassasiyetle yapılan bu kayıtlar, metinlerdeki temalarla buluştuğunda, bireysel hayat çizgileri kolektif bir haritaya dönüşür. Bu çalışmaların arşivlenmesinde gizlilik esası korunmalı, açık paylaşımlar için ayrıca rıza alınmalıdır.
Yayıncılarla ve yazarlarla temas kurma pratikleri
Yayıncılarla temas, topluluklara yeni kapılar açar. E-posta ile kısa, somut ve talepsiz bir tanışma metni yeterlidir. “Şu temada okuma yapıyoruz, kimi yazarlarınızla çevrimiçi kısa bir buluşma mümkün müdür?” türü net bir soru, çoğu zaman olumlu yanıt alır. Yazar buluşmalarında, katılımcıların önceden 2 ya da 3 soru hazırlaması, sohbetin verimli akmasını sağlar. Yazarın eseri üzerinden, onun kişisel hayatına müdahil olmayan, metnin kurgu ve inşa boyutuna dönük sorular, edebi bir yoğunluk üretir.

Bazen yazarlar müsait olmaz, bazen de telif ve program gereği katılamaz. Bu durum, “boşluk” değil, farklı bir çalışma olanağıdır. Yazarın yerine, o eserin eleştirilerinden veya söyleşilerinden seçilmiş kısa pasajlar tartışmaya açılabilir. Böylece metinle ikinci bir katman kurulmuş olur.
Somut bir altı aylık program örneği
İlk ay, hafif metinlerle ve tanışma ritüelleriyle başlar. İlk iki buluşmada bir seçki şiir, üçüncüde kısa bir öykü. İkinci ay, mekân ve hafıza teması işlenir, katılımcılar şehirde bir yürüyüş yapar. Üçüncü ay, dil ve aidiyet odağında iki dilli metinler okunur, kısa bir terimler sözlüğü çıkarılır. Dördüncü ay, travma ve iyileşme teması özelinde bir moderasyon eğitimi yapılır. Beşinci ay, yazma atölyesi ağırlık kazanır, 7 dakikalık egzersizler ve bir adet 2 sayfalık metin paylaşımı yapılır. Altıncı ay, küçük bir fanzin ya da dijital seçki hazırlanır. Bu seçki, katılımcıların izniyle, yalnızca topluluk içinde dolaşıma girer.

Bu çizelge, sabit bir reçete değil, deneme yanılma için esnek bir iskele işlevi görür. Gruplar kendi ilgilerine göre temaları değiştirir, takvimi uzatır veya kısaltır.
Ölçme ve değerlendirme: gelişimi görmek
Edebiyatta “ölçme” kulağa soğuk gelebilir ama basit göstergeler, topluluğun nabzını tutmaya yardım eder. Katılım oranı, metin tamamlama oranı, not paylaşım sıklığı, okuma sonrasında bireysel yazma denemelerinin sayısı gibi nicel göstergeler, nitel geri bildirimlerle birlikte okunur. Üç ayda bir kısa bir anket, katılımcıların kendilerini nasıl hissettiklerini, hangi temalarda zorlandıklarını ve neyin işe yaradığını görünür kılar.

Bazı gruplar, ortak bir “okuma günlüğü” de tutar. Her buluşmada, topluluk adına biri iki paragraf yazar: o günün rengi, duygu yoğunluğu, unutulmayan bir cümle. Bu günlük, altı ay sonra geriye baktığınızda, dönüşümün somut kanıtına dönüşür.
Etiğin ve estetiğin buluştuğu yer
Kadın edebiyatı ve okuma toplulukları, estetik bir beğeni kümesi değil, etik bir ortaklaşmanın da mekânıdır. Edebiyatın kimseyi dışarıda bırakmayan ama herkesin sınırını saygıyla gözeten bir dil kurması, okumanın niçin hayatî olduğunu hatırlatır. Diyarbakır bağlamında bu, aynı zamanda bir aradalık ve tamir pratiğidir. Metinler üzerinden kurulmuş küçük bir masa, hemen her zaman daha büyük masaların provasını yapar. Nerede nasıl konuşacağımızı, neyi hangi kelimelerle söyleyeceğimizi, nerede susmamız gerektiğini birlikte öğreniriz.

Bu yüzden, iyi seçilmiş bir şiir gecesi ya da dengeli moderasyonla yürütülen bir öykü buluşması, salt kültürel bir etkinlik değil, toplumsal bir vaat taşır. Okurken yalnız olmadığımızı, yazarken birbirimizin omzunu fark ettiğimizi hatırlatır.
Son söz yerine: süreklilik, şefkat ve merak
Diyarbakır’da kadın edebiyatçılar ve okuma toplulukları, şehirle ve birbirleriyle kurdukları bağı, süreklilik, şefkat ve merak üçgeninde büyütüyor. Süreklilik, düzensizlik içinde bile ısrarla buluşmayı, küçük ama inatçı bir ritmi. Şefkat, tartışmanın sertleştiği yerlerde bile dili yumuşatmayı. Merak ise, tanımadığımız kelimelere, yeni dillere, yabancı hikayelere açık kalmayı işaret ediyor. Bir araya gelmiş on beş kişinin, iki saat boyunca bir metnin etrafında oturması, tahmin ettiğimizden daha politik, tahmin ettiğimizden daha kurucu.

Bu küçük masalar çoğaldıkça, kadınların sesi daha derinden, daha katmanlı ve daha kalıcı işitilecek. Şehrin taşına sinmiş hikâyeler, yeni cümlelerle yerinden kıpırdayacak. Ve belki de en önemlisi, o masalarda kurulan cümleler, hayatın içinde daha adil, daha dikkatli ve daha özenli ilişkilerin provası olacak. Edebiyat, burada, bu şehirde, bu topluluklarda tam da bu yüzden kıymetli.

Share